Allah’ım her gün kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat bize! – Ayşe Özkalay

Bazen en büyük aydınlanmayı ummadığımız zamanlarda yaşıyoruz. Çocuklarımla beraber çizgi film izlemeyi hep sevmişimdir. İzlerken karakterleri yorumlamaları, olan bitene verdikleri tepkiler beni çok güldürür. Geçenlerde yine koltuğa dizilmiş, onların seçtikleri çizgi filmi izliyorduk… Bir çizgi filmin bana ‘hayat dersi’ verebileceği hiç aklıma gelmezdi!

İzlediğimiz filmin başkahramanı bir tamirci. Yaşlı bir adam ondan çim makinesini tamir etmesini ister. Tamirci ona bir ‘iyilik’ yapar ve eski makinesinin 1 saatte yaptığı işi 10 dakikada yapan hızlı bir makine verir. Yaşlı adam makineyi alır ancak ertesi gün mutsuz bir şekilde iade ederken, “Evet haklısın, gerçekten çok hızlı ama bu hızda kuşların cıvıltısını, çocukların gülüşlerini,  selam veren komşumun sesini ve rüzgârın tenimi okşayışını duyamadım. Bana eski makinemi geri ver.” der.

Her zaman hareketli ve aynı anda bir sürü işi yapan biri olarak çocuklarıma gün içinde en çok “Hadi” kelimesini kullandığımı, sürekli ürettiğimi zannederken hayatı nasıl da tükettiğimi fark ettim o an. O gün bugündür mümkün olduğunca daha sakin ve sindire sindire yaşamaya çalışıyorum. Mesela yediğim yemeğin tadını alarak, bir yerden bir yere yetişmeye çalışırken çimenlerin kokusunu içime çekerek, yeni çiçek açmış bir ağacı fark ederek, kitap okuma saatlerinde kitap bittiği gibi çocuğumun yanından kalkmayarak, dostlarımın dertlerini ayaküstü değil de çayımızı yudumlarken dinleyerek… Bu örnekleri beraber çoğaltabiliriz.

Burada belki de anahtar kelime ‘fark etmek’. Nitekim fark ederek yaşamak dinî literatürde ‘tefekkür’ olarak karşımıza çıkıyor. Peygamber Efendimiz (sav) “Tefekkür gibi ibâdet yoktur.” derken hissederek, düşünerek, farkında olarak geçen zamanı her ibadete ruh yapmış adeta.

Gerçekten de bu dünyadan bir kere geçiyoruz. ‘Hayata tutunmak istiyorsanız acele etseniz iyi olur’ diye telaşlandıranlara inat, bu dünyanın her anını ardından delice koşarak, herkese laf yetiştirmeye çalışarak değil ‘yaşayarak’ geçirmeli. Çünkü bunca değişimin aksine insan olarak temel ihtiyaçlarımız hep aynı: Sevilmek, ait olmak, görülmek, takdir edilmek, anlaşılmak…

Sadece insan ilişkilerimizdeki yavaşlıkla bu ihtiyaçları karşılayabiliriz diye düşünüyorum. Değişimlere hâkim olmak için yavaşlığı, tefekkürü ve birlikteliği yeniden itinayla edinmek zorundayız. Bu noktada gerçek bir yenilenme hissedeceğiz. Haydi, beraber altın kararlar alalım:

İlk olarak her zaman ulaşılabilir olmayalım mesela. Cep telefonumuzu belli zamanlarda ve mekânlarda kapalı tutabiliriz. Ailemizle, arkadaşlarımızla zaman geçiriyoruz ama gerçekten onlarla birlikte olmuyoruz. Sürekli elektronik aletlerimizle uğraşıyor; karşımızdakinden çok kendi düşüncelerimize odaklanıyoruz. Bedenen orada ama aklen ruhen ve kalben çok başka yerlerde olabiliyoruz. İnanın hakka giriyoruz. Bunu düzeltmek için çaba gösterelim.

İkincisi, dışarı çıkmaya, doğayla iç içe olacağımız yerlere gitmeye zaman ayıralım. Çevremizi izleyip, dinleyip, havayı içimize çekmek, suyun ve yeşilin verdiği huzuru hissetmek kalbimize iyi gelecek. Sürekli kilo probleminden yakınmaların önüne geçecek bir altın kararımız da yavaş yemek olsun. Tatların, kokuların, sunumun hakkını verelim. Zikir, fikir, şükürle ibadet sevabı alarak sofradan kalkalım. Ve her şeyde mutlu olacak bir şey bulup, hikmet penceresinden bakmaya çalışalım. Ne de olsa “Mevla neylerse güzel eyliyor”, bize onu fark etmek kalıyor.

Allah’ın evi gönüllerdir değil mi? O halde gönül alan sözler söylemeden günü bitirmeyelim.

Fiziksel ve zihinsel özgürlüğümüz işte böyle kendimizi unutmadan yaşadığımızda bizim olacak.

Çok eskilerden bir duayla siz devamını getirin diye üç nokta koyuyorum altın kararlarımıza…

“Rabbim aklımızı sakinleştirerek kalbimizi dinlendir. Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımızı dengele. Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, komşumuza selam vermek için yolumuzun uzatmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, hülyalara dalabilmeyi öğret. Her gün kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat bize, hatırlat ki, yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bilelim.  Ve hepsinden önemlisi: Bize değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirmek için CESARET, değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul etmek için SABIR, ikisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ver…”

[email protected]

Paylaş

1 yorum

  1. Harika bir yazı.. Yeğenlerimin çizgi film seyretmelerine eşlik ederken ben de enteresan bulup ajandama kaydettiğim güzel sözler olmuştu.. “Bayan Mallard’ın maceraları” , “Sünger Bob” filmlerden 🙂

    Sünger Bob’dan alıntı:
    Patron Ahtapot : “-Sünger bob! Yengeç ezmesi neden hazırlanmadı?!”
    Sünger Bob : “- Kusursuzluk aceleye gelmez”

    Selam ile….

Bir cevap bırak