Hazret-i Fatıma validemiz, Resül-i Ekrem Efendimiz’in peygamberliğinden sonra dünyaya gelmiş, hususi iltifatına ve hususi nazarına mazhar olmuştu. Zira, Allah Resûlü’nün soyu, Hazret-i Hasan ve Hüseyin ile bütün insanlığı aydınlatacak nuranî halka, Hazret-i Fatıma’nın sulbünden neş’et edecekti.
“Nasr Suresi” nazil olduğu zaman validemiz, yirmi kusur yaşlarındaydı. Yaşı gençti ama idraki ve basiretiyle tam babasının kızıydı. Sûrenin muhtevasından biricik babası, Nebiler Serveri’nin ruhunun ufkuna yürüyeceğini hissetmiş ve ağlamaya başlamıştı. Bir evlatla baba arasında olması gerekenden çok öte bir irtibatla seviyordu babasını. O’nun yokluğuna nasıl tahammül edecekti! O’nsuz geçecek her bir dakika ayrı bir ızdırap demekti.

Hazreti Fatıma’nın hüznü ve tebessümü
Bir ara Allah Resûlü ciğerparesini yanına çağırdı. Eliyle işaret edip eğilmesini istedi; ona bir şeyler söyleyecekti. Hazreti Fatıma kulağını Resûl-i Ekrem’in ağzına dayadı. Duydukları karşısında hıçkırıklarını tutamadı, ağlamaya başladı. Şefkat Peygamberi, kızının hıçkırıklarını seyrederken gözleri doldu. Biraz sonra onu tekrar yanına çağırdı, kulağına bir şeyler daha söyledi. Fatıma validemizin mübarek simasında gözyaşları yerine bu defa tebessüm çiçekleri açtı.
Hadiseye şahit olan Hazret-i Aişe validemiz, Hazret-i Fatıma’ya sordu: “Önce ağladın, hıçkırıklara boğuldun, sonraki söylediğinde ise yüzünde güller açtı? Allah Resûlü sana ne dedi?” Hazreti Fatıma büyük bir heyecanla anlattı: “İlk çağırdığında bana ruhunun ufkuna yürüyeceğini, dünyadan ayrılacağını söyledi. O an O’nun yokluğunu düşündüm, kendimi tutamadım ve ağladım. İkinci defa çağırdığında ise, ailemden, Ehl-i beyt’imden bana ilk kavuşan sen olacaksın, dedi. O zaman da çok sevindim. O’nsuzluk gurbetinin uzun sürmeyeceğine sevindim. Tez zamanda yeniden O’nunla olacağıma sevindim. Dünyayı terk edeceğime, mâsivâdan kurtulacağıma, ama Peygamberim’e, babama kavuşacağıma, Allah’ıma kavuşacağıma sevindim.”

Yorum yok

Bir cevap bırak