Bu bayram tebessüm siz olun… – Ayşe Özkalay

Babasını Uhud Savaşı’nda kaybeden gözü yaşlı Buceyr’i, bir bayram sabahı Allah Rasûlü (sav) teselli etmiş, ona “Ben senin baban olayım, Âişe de annen olsun istemez misin?” diyerek bu mahzun yavrunun gönlünü en güzel şekilde almıştı. Yetime sahip çıkmanın sanki ötelerden bir rahmet müjdecisi olduğunu imâ edercesine, “Senin adın Beşir (müjde) olsun bundan sonra!” demişti.

Babasının yerine Allah Rasûlü’nü (sav) koyan Beşir, artık Medine’de bulunan tüm çocukların olmayı arzu ettikleri bir yerdeydi. Beşir gibi birçok yetim, Şefkat Peygamberi’nin (sav) etrafında kendilerine yer edinmiş, Peygamber’in yetimleri olma saadetine ermişlerdi. O (sav) ebedî âleme göçtükten sonra Beşir için asıl yetimlik başlamış oldu ve “İşte şimdi yetim kaldım, işte şimdi garip oldum!” diye ağlıyordu. Sıcacık bir tebessümün hasretini çeken her bir yetim, inananlara Peygamber’in emaneti. Yetime şefkat, imanın üzerimize yüklediği bir kulluk, bir ümmet görevi.

Rabbimiz yetim olan Sevgili Habibi’ne (sav) ayetin ifadesiyle nasıl ‘baktı, yetiştirdi, barındırdı’ ise, sahip çıktığı yetime gözü gibi bakan, bağrına basan, onun yetim olma yalnızlığını hafifleten, Rabbi ile aynı işi yapmış olur ki, kulluğun en tatlı zevki o zamanlar yaşanır. Yetimlik acısı çeken her evlat, ona sahip çıkan için iki dünya saadeti müjdesidir aslında. Çünkü kâinatın en güzel insanı, Allah’ın en sevgili kulu, peygamberlik zincirinin en son halkası yetimdir. İşte öylece her yetim bir Peygamber emanetidir, Peygamber mirasıdır ve bir Peygamber nimetidir.

Yetime bakmak ilahî bir ahlak olduğu kadar bir ibadet ve infak yoludur. Kur’an, anne-babaya ve akrabaya iyilikten, infaktan sonra üçüncü sıraya yetimi koyar.

Bir kalpte iman ne kadar sağlam ve canlı ise, şefkat ve merhamet duyguları da o kadar canlı kalır. Resulullah’a (sav) bir adam geldi ve kalbinin katılığından yakındı. Allah Resulü ona, “Kalbinin yumuşamasını ve ihtiyaçlarının giderilmesini istiyorsan, yetime şefkatle davran, başını okşa, yediğinden de yedir. İşte o zaman kalbin yumuşar ve ihtiyaçların giderilir.” buyurdu. Günümüzde toplumları kasıp kavuran vicdansızca, merhametsizce yapılan haksızlık ve zulümlerin sebebi kalplerdeki bu denli katılığı anlatmak için başka sebep aramaya gerek yoktur herhalde…

Şu Nebevî ikaz hep sağlam tutsun bizi; “Yetimin ağlamasından sakının! İnsanlar uykudayken onun ağlayışı gece vakti şikâyet halinde Allah’a ulaşır.” İkazın peşinden hemen müjdeyle yürekleri serinleten Güzel Peygamberim (sav) şöyle devam eder; “Müslümanlar içinde en hayırlı ev kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de kendisine kötülük yapılan bir yetimin bulunduğu evdir.”

Bazen yetim, memleketimizin bombalarla, maden ocaklarında, vazifesi başında hayatını kaybeden şehitlerinin geride bıraktığı acısı taze evlatlarıdır… Bazen yetim, bir bayramı daha bayram görüşüne izin çıkmadığı için babasız geçirecek, hapiste yatan yiğitlerin mahsun çocuklarıdır… Bazen, bir bayramlık alacak imkanı olmayan mültecinin, mağdurun boynu bükük yavrusu ve bazen de diyar-ı gurbette el öpecek Cân’ı yanında olmayan kimsedir yetim.

Bu bayram; bayramlık kıyafetlerini bizim giydirdiğimiz, cebine harçlığını koyduğumuz veya soframızda bir bayram kahvaltısına davet edip, gönül alıcı sözlerle yüreklerindeki hüznü bir nebze olsun hafifletebildiğimiz yetimlerimiz olsun. Hayattayken öyle açın ki sinenizi, sığınıp yer bulanlar, kollanıp gözetilen yetim canlar, arkanızdan, “İşte şimdi yetim kaldım, işte şimdi garip oldum!” diye ağlasınlar ve mahşerde size en güzel ‘beşir’ olsunlar…

Yetime de tebessüm olsun bayramlar…

[email protected]

Paylaş

Yorum yok

Bir cevap bırak