15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından başta Hizmet olmak üzere devletin bütün birimlerine asıl darbe geldi. Hukukta suçun şahsîliği esastır. Kur’ân, kaç yerinde “Kimse kimsenin suçuyla suçlanıp yargılanamaz” buyurur. Bir toplumda binlerce kişi bile suç işlemiş olsa, bu, o toplumun tamamını suçlama ve cezalandırma gerekçesi olamaz. Diğer yandan, suç ispat edilmedikçe insanlar ve onların sebebiyle mensubu veya gönüllüsü bulundukları toplum veya topluluk suçlu ilan edilemez. Üçüncü olarak, yargılamada hukuka uygunluk ve adalet esas olduğu gibi, Kur’ân, defalarca “Cezayı uygulamada haddi aşmayın!” ikazında bulunur. Bundan dolayıdır ki, meselâ bir insan bir diğerinin parmağını kırmış olsa, parmağı kırılan kısas istese, eğer kısasta suçlunun parmağında kırdığı parmaktan öte bir kırılmaya sebep olma ihtimali varsa kısas uygulanmaz. Bir suça birden fazla ceza verilemez; suçludur diye cezanın ötesinde insanlara hakaret bile edilemez. Fakat, iktidar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Allah’ın lûtfu oldu” dediği darbe teşebbüsünün sonucunu ve cezasını nerdeyse, bütün ülkeye, devletin bütün ünitelerine teşmil ediyor. Bu da, sözkonusu darbe teşebbüsü hakkında önceki yazımda dile getirdiğim şüpheleri güçlendiriyor.

Cemaat’in orduya ve darbeyle ilgisi olabilir mi? Defalarca yazdım, Hizmet, temel doktrini açısından üç temele oturur: (1) İnsanlara kâinatı, insanı, hadiseleri, bütün yaratılmışı Allah’ın âyetleri olarak okumak ve zihinleri yanlış kabûllerden arındırıp, insana doğru bakış açısı kazandırmak. (2) Tezkiye, yani nefislerin temizlenmesi, kalblerin sâfileştirilmesi, ruhun inkişafı, malı infakla temizlemek, ayrıca maddî temizliğin tümü. (3) İnsanlara Allah’ın kitabını ve öncelikle Âhiret, buna bağlı olarak dünya saadeti adına ihtiyaçları olan bilgilerini öğretmek. Din’in üç temel misyonu olan bu üç vazife, renk, dil, ırk, cinsiyet, yaş, meslek farkı gözetilmeksizin elbette herkese yöneliktir. Dolayısıyla başta dinî cemaatler gibi elbette Hizmet de bu üç vazifenin kapsamına polisi de alacaktır, askeri de alacaktır, hakimi-savcıyı da alacaktır, öğrenciyi, öğretmeni, çiftçiyi, işçiyi de alacaktır. Fakat Hizmet, bu vazifeler temelinde siyasî gaye gütmez. Onunla siyasetle münasebeti, kanunlar çerçevesinde kalıp, gayr-ı kanunî resmî engellere takılmama içindir. Hizmet, “İslâm siyaset, siyaset İslâm’dır” anlayışındaki mevcut iktidar mensupları ve tabanları tarafından yıllarca ve yıllarca siyasî gayeden yoksun “Düzen Müslümanlığı”yla tenkit edildi. Sevdiğim bir arkadaş, “Ben bu Fethullah Hoca’yı dinliyor ve takdir ediyorum; fakat sinekten bahsettiği kadar İslâm devletinden bahsetmiyor” demişti.

Siyaset ve siyasî gaye, doktriner olarak Hizmet’te yer bulamaz; Hizmet’le Dinî hizmeti siyaset temelinde değerlendiren hareketler arasındaki temel farkı 1987’den beri hem kitaplarımda, hem yazılarımda defalarca ifade etmeye çalıştım. Diğer yandan, “Ne zaman hizmetimiz ve onun yaygınlaşması adına bir valimiz, hakimimiz, komutanımız olsa diye aklıma gelse aynı gün çok şiddetli tokat yerim; önemli olan tebliğdir” sözünü bizzat Hocaefendi’den duydum. Ve 17-25 Aralık sürecinde Hizmet’in maruz kaldığı muameleler karşısında, bunların geçici ve Din’e hizmet yolunun Kur’ân’da da çok zikredilen cilveleri, imtihanları olduğunu, Allah’ın bu ülkeye yakında inşaallah bir bahar yaşatacağını sürekli dile getirdiğim için, çok yerde “İyi de nasıl olacak? Askerin müdahalesi olur mu?” sorularına verdiğim tek cevap daima şu oldu: “Hz. Yunus’un balığın karnından kurtulması gibi dua ile ve sebepler üstü olacak. Ordumuz, NATO ordusudur, NATO çerçevesi dışında hareket etmez. Katiyen beklentiye girmeyin.” Bunu söylediğim gibi, sebeplere bağlı bir kurtuluş beklemenin imtihanda kayba sebep olacağını yazdım.

Gerçek budur. Dolayısıyla 15 Temmuz’da Hizmet’i arayanlar, sadece 15 Temmuz’un hedeflerine hizmet etmiş olurlar.

Paylaş

Yorum yok

Bir cevap bırak