Barış için Akademisyenler Bildirisine imza attığı gerekçesiyle Bilim Üniversitesi tarafından işine son verilen Öget Öktem Tanör şimdi başka bir soruşturma ile karşı karşıya. Üniversite Tanör’ün memurluktan çıkarılması için YÖK’e başvurdu. 20 Temmuz’da duruşması olan Tanör öğrencilerinden uzak kalma riskiyle karşı karşıya.

Öget Öktem Tanör, Türkiye’nin ilk nöropsikoloji uzmanı ve aynı zamanda Çapa Tıp Fakültesi’nde Türkiye’nin ilk nöropsikoloji laboratuvarını kuran çok önemli bir bilim kadını. İnanılmaz bir akademik geçmişi var. Hukuk fakültesinden mezun olup asistanlık yaptıktan sonra alan değiştirip edebiyat fakültesine geçiş yapmış ve o günden beri nöropsikoloji alanında çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’nin en önemli anayasa proföserlerinden rahmetli Bülent Tanör’ün de eşi. Bütün bu özelliklerinin yanısıra inanılmaz naif, her kesimden öğrencileri tarafından çok sevilen efsane bir hoca kendisi. Öğrencileriyle bir arada olmak kadar mutlu eden bir şey yok gibi 81 yaşındaki Öget Hoca’yı. İşini ve öğrencilerini bu kadar seven bir akademisyen olarak akademisyenlikten men cezası ile karşı karşıya. Ders verdiği Bilim Üniversitesi Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’ne imza atınca kendisini görevden aldı. İş bununla da kalmadı. Aynı üniversite şimdi de Öget Öktem’in devlet memurluğundan çıkarılması talebiyle YÖK’e başvurdu. Röportaj için gittiğimizde yine öğrencileri ile birarada buluyoruz kendisini. Onların desteğinin şu anda hissettiği o müthiş sinir bozucu duyguyu yok ettiğini söylüyor.

Bilim Üniversitesi zaten üniversitedeki görevinize son verdi. İstediğini elde etmiş olması lazım. Neden bir de YÖK’e başvurdu dersiniz?

Süreç, ‘Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’ne imza atmamla başladı. Biz iki kişiydik Bilim’de. İkimizin işine de son verildi şimdi de disiplin cezası ile cezalandırılmamız için YÖK’e başvuruldu. En tepedeki makamlar bu bildiriyi imzalayanlara çok kızdığı için bu bildiriyi imzalayanları her türlü cezaya çarptırmak o makamların hoşuna gider diye düşünülüyor.

Siz işin bu raddeye geleceğini hiç düşünmüş müydünüz?

Hayır. Çünkü bildiri imzalamak diye bir suç yok. Bu bir suç değil. Tabi ki biraz korktum. Hemen ilk gördüğümde atmadım imzayı. Biraz durdum ama sonra bu benim görevim diye düşündüm. Orada insanlar ölüyor ve bunun durdurulmasını talep eden bir bildiri var karşımda. Ve imzalamaktan kaçınamam diye düşündüm.

Hiç imzalamasaydım dediğiniz oldu mu?

İmzalayınca başıma gelecek olumsuz bir şey olarak ‘olsa olsa hapse girerim’ dedim. Öğrencilere ders vermekten mahrum bırakılmak gibi bir ceza aklımın ucundan geçmedi. Böyle bir ceza olduğunu bilmiyordum. Benim bildiğim bu bir ilk. Yaptığımız şey devlet memurluğundan çıkarılma gerekçeleri sayılıyor ancak kanundaki hiçbirine uymuyor. Çünkü bildiriyi çoğaltmak veya dağıtmak deniyor ya da afiş asmak. Onları yapmadık ki sadece internette karşımıza gelen bir bildiriye imza attık.

DERS VEREMEMEK ÇOK BÜYÜK BİR YOKSUNLUK OLUR

YÖK başvuruyu kabul ederse ve devlet memurluğundan çıkarılırsanız bir B planınız var mı?

E tabi. Sınav kağıdı okumak yerine oturup yazmam gereken bir sürü kitap var oturup onu yaparım ama ben öğrencilerle birlikte olmayı onlara ders vermeyi onlarla konuşmayı çok seven biriyim. Çok büyük bir yoksunluk olur benim için.

Bu sürecin tamamına baktığınız zaman, olan biten size neler hissettirdi? Güvensizlik hissi arttı mı?

Türkiye demokratik bir ülkeydi. Asgari demokratik yasalar vardı. Herkes bunlara uyardı. Ama yavaş yavaş Kopenhag kriterlerinden çıktık. Bu çoktan oldu. Ama demokratik bir ülke olmaktan da çıktı. Benim ilk bölümüm hukuk idi ve ben Anayasa Hukuku asistanıydım. Yasa yürütme yargı dediğimiz kuvvetler ayrılığı, hukukun garantisi olan bir siyaset biçimi idi. Yavaş yavaş yürütme yasamayı sonra yargıyı da ele geçirmeye başlayınca bu durum, sistemi demokrasi olmaktan çıkmaya doğru götürüyor.

Öğrencileriniz her platformdan desteğini sürdürüyor. İmza kampanyası açanlar oldu. Üstelik her kesimden öğrenciler bunlar.

Ben kendim demokrat bir insan olduğum için herkesin düşüncesine saygılıyım. O öyle inanabilir, o şöyle inanabilir, o böyle inanabilir. Ben de ona hürmet ederim. Öğrencilerim arasında hiçbir şekilde düşüncelerinden dolayı bir ayrım yapmak aklımın ucundan geçmez. Onların destekleri gerçekten benim hissettiğim o müthiş sinir bozucu şeyi yok etti.

BASKI DÖNEMLERİNDE ÖZGÜRLÜK İSTEKLERİ KUVVETLENİR 

Karşı taraf argüman olarak hep ‘Eskiden de baskı ortamı vardı’ ifadesini sunuyor. Bu dönemin geçmiş dönemlerden farkı ne?

Üniversiteler, ilkokul ortaokul liseden farklı olarak bağımsız bir akademik özgürlüğü olan yerlerdi. 12 Eylül sonrası YÖK sistemi geldi. Öncesinde bütünüyle bağımsız kurumlardı üniversiteler. Bağımsızlığı yok edilmiş üniversitelerde bilim yapılamayacağını düşünüyorum. Bilim için düşünce özgürlüğü şart. Demokratik ülkelerin tümünde üniversite özgürlükleri hiç dokunulmaz tam özgürlüklerdir.

Bizde 12 Eylül’den bu yana hep kısıtlanıyor. Gidişatı nasıl görüyorsunuz?

Demokrasiden adım adım uzaklaşıldığını düşünüyorum. İyimser değilim ama bir yandan her şey karşıtını doğurur. Baskı dönemlerinde özgürlük isteklerinin kuvvetlendiğini tarihten biliyoruz. Türkiye’de de günün birinde öyle olacaktır. Benim yaşayacağım süre içinde olur mu olmaz mı bilemem.

[email protected]

Paylaş

Yorum yok

Bir cevap bırak