M. NEDİM HAZAR

Hollywood’un genç ve parlak isimlerinden Drake Doremus, Aşk Uğruna (Equals)ile işin epey kolayına kaçıyor ve meseleyi yazılı kaynaklar ile felsefi boyutuyla ele almak yerine, kendinden önceki film örneklerinden esinlemelerle durumu kurtarmaya çabalıyor.

Bilimkurgu eserlerinin aslında kurgulayanın tıyneti nispetinde tutucu olduğunu daha önce de birkaç film vesilesiyle belirtmiştim. Frenkenstein’ın yazarı Mary Shelley, -ki kitabı yazdığında henüz çocuk denecek yaştaydı ve hamileydi- kitabın 1831 tarihli baskısının önsözünde, yazdığı şeyleri onaylamadığı anlamına gelen şeyler kaleme almıştır. Şöyle der mesela: “Hayallerim sadece bana aitti. Canım sıkkınken sığınağım, özgür anlarımda ise en büyük keyfimdi…”

Bazı eleştirmenler her ütopik eserin aslında kendi içinde bir distopya, yani olumsuzluk içerdiğini söyler. Geleceğe dair en güzel kurgulanmış öykülerde bile aslında ürkütücü bir yön vardır. Öte yandan kötülüğün pedagojisi üzerine kafa yoran filozoflar da dünyanın en cani varlıklarının bile, kendi perspektifleriyle ele alındığında kötü olmadıkları konusunda hemfikirdir. Örneklersek; Hitler’e bu açıdan bakarsanız, kötü bir insan tipolojisi çıkmaz karşımıza! Kendi bakış açısıyla, dünyaya, insanlığa ve elbette kendi ulusuna iyilik için yanıp tutuşan biriydi! Bu subjektif iyiliğin neticesini hepimiz biliyoruz…

duygular4
Sinema, bilimkurgu ile felsefeyi en çok distopik türde birleştirir. Çok da başarılı örnekleri vardır geçmişte çekilen filmlere bakarsak. Metropolis, Blade Runner, Equilibrium, The Island, Fahrenheit 451, Gattaca… Son dönemin pop-distopik ürünlerini eklemek pek uygun olmaz bu listeye. O ayrı bir tartışma faslı olabilir belki.

Hollywood’un genç ve parlak isimlerinden Drake Doremus, belki ismini koymuyor ama son filmiyle bir üçlemenin son halkası olan Aşk Uğruna (Equals) ile bütün zamanları kuşatan aşk hikâyesi çemberini tamamlıyor. Doremus, önceki filmlerinde geçmişte ve günümüzde aşkı ele almıştı. Aşk Uğruna ise gelecekte bir aşka odaklanıyor. Hikâyeye geçmeden sonda söyleyeceğimi başta ifade edeyim; yönetmen işin kolayına kaçıyor, meseleyi yazılı kaynaklar ve işin felsefi boyutuyla ele almak yerine, kendinden önceki film örneklerinden esinlemelerle durumu kurtarmaya çabalıyor. Anlattığı hikâyenin özü şöyle: Uzak olmayan bir gelecekte yaşanan bir nükleer savaş ile insan türü yok olmakla karşı karşıya kalmış, yaşam alanları çok azalmıştır. Çare olarak despotik bir rejim herkesi eşitlemiş ve kullanılan ilaçlar ile insani duyguların tamamı köreltilmiştir. İnsani hisler yaşamaya başlayanlara hasta muamelesi yapılmaktadır, bunların en tehlikelisi de SOS’tur yani Duygu Açma Sendromu. Adeta bir robot gibi hayat süren insanlardan ikisi Nia ve Silas bu hastalığa düçar olur. Nia hastalığını gizlerken Silas tedavi görmek ister. Ancak ikisi arasında bir sevda çoktan ateşlenmiştir. İkili düzene karşı gelmeyi göze alır.

duygular2
Aşk Uğruna’da yönetmen hiç de fena olmayan bir oyuncu kadrosuyla çalışmış: Kristen Stewart, Nicholas, Hoult, Guy Pearce, Jacki, Weaver, Kate Lyn Shei ve Toby Huss gibi. Ancak kurgulanan dünya bilindik ve hikâye tahmin edilebilir olduğu için Pearce de dahil neredeyse hiçbir oyuncu varlık gösteremiyor filmde. İnsanın normalleşmesini hastalık olarak gören bir çağda, insan olarak kalmanın ötekileşmesi gibi mühim bir metaforun etrafından müzik altı ağır akan sahneler ile duyguyu diri tutmaya çalışıyor film. Hadi Stendhal’in Aşka Dair’inden habersizler diyelim, zira aşkın aşamaları ve kristalizasyon evresi için hikâye o kadar müsaitken, etrafından habersizce savuşup gidiyor öykü. Matrix’teki Ajan Smith’in Morpheus’a eğilip insandan neden nefret ettiğini anlattığı o plan da mı açılım için akıllarına gelmedi!

İnançsız ve tek amaç olarak ölümsüz olmak için çabalayan bir dünyada, aşkı yüceltmeye kalkışmanın, cevizi bir bütün olarak kabuğuyla ağza atıp gevelemekten başka manası olmuyor ne yazık ki. Aşk Uğruna tam da böyle bir film; kabuk ile oyalanıp öze inemeyenlerden. Kocaman bir ıskalama söz konusu…

AŞK UĞRUNA (Equals)
Yönetmen: Drake Doremus
Oyuncular: Kristen Stewart, Nicholas Hoult, Guy Pearce, Kate Lyn Sheil, Scott Lawrence

Yorum yok

Bir cevap bırak