Murat CEM – Pazar Eki

Kuruluş yıllarındaki İslamcı imajından kurtulmak için ‘muhafazakar demokrat’ tezini öne süren AKP,  zaman içinde milli görüş gömleğini yeniden giydi. İsrail karşıtı söylemlerle seçmenden oy devşirirken gelinen noktada İsrail ile arayı düzeltme kararı aldı. Bakalım gelecek ne gösterecek?

Siyasal İslam’ın romantik bir düzlem üzerinde gittiğine en güzel örneklerden biri de merhum Erbakan ile merhum Ecevit arasında yaşanan şu hadisedir. Karaoğlan anlatıyor, “1974 başında, bir sabah Başbakanlık’ta gazetelere bakıyorum. Manşette Sayın Erbakan’ın bir demeci: ‘100 bin tank, 100 bin uçak yapacağız.’ O sırada da, dünyada olduğu gibi bizde de ekonomik bunalım başlamış. Sayın Erbakan’a dedim ki: ‘Nasıl böyle bir demeç verirsiniz? 100 bin uçağı, 100 bin tankı nasıl yapacağız, niçin yapalım? 100 bin uçağa nasıl, nereden pilot bulalım?’ Sayın Erbakan aynen şu yanıtı verdi, ‘Efendim, siyasette böyle sözler temenni manasında söylenir.’ Siz, siz olun Sayın Erbakan’ın hayalleri ve temennileriyle yaşamın gerçeklerini birbirine karıştırmayın; yoksa, gerçeklerin sillesi altında, hem sizler ezilebilirsiniz hem de millet büyük zarar görebilir.” Nitekim Erbakan’ın talebeleri, yani Millî Görüş kadrosu, reel politiğin çarkları arasında durmadan geri vites yapmak zorunda kaldı, kalıyorlar.

osmanlı3

İKİ AYDA U DÖNÜŞÜ

AKP, kuruluş yıllarındaki İslamcı imajından kurtulmak için ‘muhafazakar demokrat’ tezini öne sürmüş; Erdoğan da “Millî görüş gömleğini çıkardık.” demişti. Ancak zaman içinde iç politikadaki safları sıkılaştırmak adına o gömlek yeniden giyildi. Ve yüksek perdeden seslendirilen İsrail karşıtı söylemlerle seçmenden oy devşirildi. Seçim meydanlarında sabık Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Biz Mescid-i Aksa’ya postallarla girenle dost olmadık, olmayacağız.” demişti. Ancak aradan iki ay geçmeden AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye’nin İsrail’in dostu olduğunu söylemişti. İşte bu tenakuz tam da başlığımıza uygun bir renk veriyor, “Hayaller Osmanlı, gerçekler muz cumhuriyeti!”

Börekçi Hasan’ın selamı ve Yeni Dünya Düzeni

Aslında her şey, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ‘Neo Osmanlıcılık’ kavramını güncellemesiyle yeniden hatırlandı. Bolca romantizm sosu içeren bu siyasî söylem ve eylem, biten bir İmparatorluğu yeniden diriltme hevesinin tezahürüydü. Nitekim buna uygun sözde tarihçiler de bulundu. Bakınız: Kutul Amare Zaferi! Halbuki İlber Ortaylı söz konusu durum için şu tespiti yapmıştı, “Yeni Osmanlıcılık safdil bir milliyetçiliğin değil, tahakküm kurmak isteyen dar bir muhalefetin kullandığı mızmız bir ifadedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun eski topraklarının böyle bir gelişimi kaldırması mümkün değildir.” Yine geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı danışmanlarından Yiğit Bulut, TRT Haber’de katıldığı bir programda, sunucunun kendisine Balkanlar’daki Börekçi Hasan’ın selamını iletmesi üzerine şu efsane analizini yapmıştı, “Balkanlar Türkiye’ye doğru dönüyor. Yunanistan’da Romanya’da Bulgaristan’da bunlar konuşuluyor halkın arasında. Avrupa Birliği’ni boşver Türkiye’yle birlikte yeni bir senaryo ne olabilir. Halk şu anda ‘Osmanlı İmparatorluğu’nu da çok iyi bilerek, İstanbul’dan nasıl yönetiliriz’i konuşmaya başladı. Ortadoğu’da, Orta Asya’da, Afrika’da ‘İstanbul’dan nasıl yönetiliriz’ konuşuluyor.”

osmanlı2

Osmanlı’yı  sömürme yarışı

Son dönemin en popüler kavramlarından biri oldu Osmanlıcılık. Başta ülkeyi yöneten siyasetçiler olmak üzere pek çok kesim için bir rant aracı haline dönüştü. Seçim arefesinde Osmanlı paşası gibi giyinen milletvekili adaylarına, siyasi şovlarına mehter takımını alet edenlere, Yavuz gibi, Kanuni gibi olma hayali kuranlara alıştık. Devleti yönetenlerin Osmanlı dönemine ait kıyafetler giydirilmiş insanların arasından geçerken verdikleri pozlar da yabancımız değil. Mehter müziği eşliğinde ‘Osmanlı’yız pek şanlıyız’ söylemi de çok sevdiğimiz sloganlardan biri oldu. Yukardakilerin ‘poz’dan öteye gitmeyen Osmanlı anlayışı sokaktaki insanı da etkiliyor. Eğlence yerlerinde, panayırlarda, AVM’lerde tarihi kıyafetler giydirilmiş platformlar kuruluyor. Ücretini ödeyen herkes burada fotoğraf çektirerek ister padişah oluyor, isterse şehzade… Sokaklarda da durum farklı değil. Trafikte milyon liralık Alman markalı arabalarının arkasına ‘Osmanlı torunuyuz’ çıkarmasını yapıştıranları görebilirsiniz. Ya da afişlerde bilbordlarda içinde Osmanlı geçen reklamları… Adı Osmanlı ile başlayan bir futbol takımımız bile var. Emlak, cafe, dondurmacı, nargileci… Daha akla hayale gelmeyen bir çok mekan görebilirsiniz bu isimle açılan. Osmanlı Ocakları, Osmanlı Torunları Derneği gibi yerleri de unutmamak gerek. Alperen ya da Ülkü Ocakları’na alternatif olarak iktidar partisince kurdurulan bu yerlerin adı karanlık ilişkilerde geçiyor. Elbette asırlarca dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun adını yaşatmak lazım. Bunda bir sıkıntı yok. Ancak bu şekilde maddi ya da  manevi çıkar sağlanması hoş olmasa gerek. Yine siyasetçilerin Osmanlı’yı referenas almaları da sorun değil. Hatta tarih bilinci açısından faydalı bile. Ancak siyasi rant için kullanılan argümanların söylemden öteye geçirilememiş olması da dikkat çekici.
Coca-cola döken amca sana da günaydın! 

Mavi Marmara krizi sonrası Türkiye’de İsrail ve Yahudi karşıtlığı zirve yapmıştı. Siyasetçiler de hemen bu duruma uygun icraatlara başlamıştı. AKP’li belediyelerden bazıları sosyal tesislerinin kapısına ‘Burada Coca-Cola ürünleri satılmıyor’ yazan kağıtlar asmışlardı. İşte o günlerde, sosyal medyada “İsrail’i boykot için Coca-Colaları sokağa döken bakkal” fenomen olmuştu. Kolaları kaldırımdan dökerken; politik değerlendirmeler yapmayı da ihmal etmemiş ve, “Her yeri karıştırıyorlar, Suriye’yi, Mısır’ı… Yazık değil mi oradaki Müslümanlara. Müslümanlara zulmettikleri için ben de onların mallarını eziyorum.” Yine Kahramanmaraş’ta bir vatandaş kendisine ikram edilen Coca-Cola’yı dökmek şartıyla almış ve kolaların hepsinin Filistin’e sıkılan kurşun olduğunu söylemişti.

osmanlı4

‘Emevî Camisi’nde namazımızı da kılacağız’

Lafa gelince Sultan Hamid Han’ın retoriğini kullanan AKP’li yetkililer, iş gerçek düzleme indiğinde hiç de Osmanlıcı gözükmüyorlar. Bunun son örneğini Türkiye ile İsrail arasındaki anlaşmada gördük. Yine Suriye’de patlak veren iç savaş başlangıcında dönemin başbakanı Erdoğan, “İnşallah biz en kısa zamanda Şam’a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O gün de yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubî’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevî Camisi’nde namazımızı da kılacağız.” demiş, aradan yaklaşık beş sene geçti, aynı ağızlar bu sefer “Esed’li geçiş”i dillendirmişti. 24 Kasım 2015 tarihinde Rus Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçak, sınır ihlali yaptığı gerekçesiyle düşürülmüştü. “Rusya doğalgazı keserse tezek yakarız.” söylemleri havada uçuşmuş ve havada kalmıştı. O dönemde Osmanlı soslu Rusya gazaları dolaşıma sokulmuştu. Tarih bilmezlere yeniden hatırlatalım: Osmanlı, Rusya ile girdiği savaşların çoğunda ağır mağlubiyetler aldı. Ve Rusya tarihî emelini gerçekleştirmiş bir devlet; çünkü İstanbul Boğazı’nı kullanarak; sıcak sulara inmiş durumda. Sözün özü İslam Halifesi yahut Ümmet’in Lideri olduğu serdedilen Erdoğan’ın bir siyasetçi, AKP’nin de belli menfaatler üzerine bir araya gelmiş geçici bir siyasî parti olduğu hatırdan çıkarılmamalı. Aksi taktirde, her geri adım, Osmanlı’nın zihinlerdeki çöküşünü hızlandırıyor.

 

Paylaş

Yorum yok

Bir cevap bırak