İki şairin ardından – Can Bahadır Yüce – OKUMA GÜNLÜĞÜ

Önceki hafta dünyadan ayrılan Geoffrey Hill çağımızın en ‘zor’ şairlerinden biriydi. Tarihin kesişme noktalarını, aile bağlarını, ahlak sorunlarını konu alan şiirleri okurdan epey çaba ister. Hill’in yapıtları bir soruyu da beraberinde getirir: Şiirde entelektüalizmin sınırı ne olmalı? Şair bir söyleşide “anlaşılmaz” bulunan şiirlerini şöyle savunmuştu: “Biz zor varlıklarız. İnsanlar zor. Hem kendimiz hem de birbirimiz için gizemli varlıklarız. Sıradan bir günde karşılaştığımız gerçek zorluklar, en ‘entelektüel’ yapıttakinden daha fazladır. Niçin bir şiir yaşadıklarımızdan daha az olsun?”

Hill elitizm ile demokrasi arasında zıtlık bulanlara karşı çıkıyordu. Ona göre anlaşılması zor, başka bir deyişle seçkinci şiirler gerçek demokratik eserlerdi: “Basitlik tiranlıkların istediği şeydir.” Dilin aşırı basitleştirilmesi, okurun zekâsını küçümsemek demekti.

1932 doğumlu Geoffrey Hill kimi eleştirmenlerce “İngiliz dilinin yaşayan en büyük şairi” diye nitelendi. Günümüzün bir başka saygın şairi, Donald Hall, daha da ileri gitmiş, Geoffrey Hill’i “20. yüzyılın en önemli İngiliz şairi” diye vaftiz etmişti. İngiltere’de doğan Hill hayatının en verimli yıllarını 60 yaşından sonra, Amerika’da geçirdi. Bu dönemde bir düzine kitap yayımladı. (2013’te çıkan toplu şiirleri yaklaşık bin sayfadır.) Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan kronik depresyon bir bakıma şiir serüvenini de biçimlendirmişti.

Geoffrey Hill şiir sayesinde, ölülerle yaşayanlar arasında bir diyaloğun mümkün olduğuna inanıyordu. Ölümünün ardından bu düşünce gerçek anlamını buluyor.

***

Temmuzun ilk günü hayata veda eden Yves Bonnefoy çoklarına göre yaşayan en önemli Fransız şairdi. Baudelaire’e kadar uzanan şair-eleştirmen geleneğinin son halkalarındandı.
1923 doğumlu Bonnefoy’nın, Fransız şiirinin parlak dönemiyle günümüz arasındaki son bağ olduğu söylenebilir. Şair 1940’ların başında Paris’e gittiğinde Valéry, Éluard, Desnos, Breton henüz hayattaydılar. Genç Bonnefoy’nın başkentte yaptığı ilk iş Valéry’nin derslerine katılmak olmuştu. (O bir avuç dinleyici arasında Emil Cioran ve Roland Barthes da vardı.) Ama örneğin Aragon’u sevmiyor, onun özellikle Elsa’ya yazdığı şiirleri sahte buluyordu. Bonnefoy başta sürrealistleri izlese de iyice doğaüstücülüğe kayan bu akımla yollarını ayırdı. Matematik eğitimi alan şair akılcı tarafını daima korudu: Hiç “ilham”la yazmadığını söylemişti.

Bonnefoy iyi bir çevirmendi: Shakespeare’in oyunlarını Fransızcaya kazandırdı, Shakespeare’den sonra en büyük şair saydığı Yeats’ten çeviriler yaptı. Kendini “şair” değil “eleştirmen” diye tanımlıyordu: “Şair sadece başkalarından bahsederken kullanabileceğiniz bir sözcüktür.”

***

İngiliz ve Fransız dilleri, yaşayan en önemli şairlerini birer gün arayla kaybetti. İki şair şimdi, bilmedikleri bir dilde, aynı yazıda anılıyor: Her şey tam da bir Geoffrey Hill şiirinde olması gerektiği gibi.

Paylaş

Yorum yok

Bir cevap bırak