İsrailli yazarlar ve ‘İslamcı’lar – Can Bahadır Yüce – OKUMA GÜNLÜĞÜ

A. B. Yehoshua’nın yeni romanı: Ülkesinden uzakta yaşayan İsrailli bir sanatçının kısa süreliğine Kudüs’e dönüş hikâyesi.* Yazarın öteki yapıtlarından aşina olduğumuz konular öne çıkıyor: Aile ve ülke bağları, sekülerlik ve dindarlık, sadakat ve özgürlük… Arka plandaki insan öyküleriyle, rüya çağrışımlarıyla kitap 80 yaşındaki yazarın kurmaca dünyasının çizgilerini tamamlıyor.

Yehoshua’yı Sevgili adlı romanıyla (Kayıp Âşık adıyla Türkçeye de çevrildi) tanımıştım. İsrail–Filistin meselesinin giriftliğini bir aşk hikâyesi üzerinden anlatan o kitap, tek boyutluluğu aşan Arap kahramanıyla ana akım İsrail edebiyatında farklı bir yerde duruyordu. Peşinden okuduğum Kudüs’te Bir Kadın, tıpkı yazarın yeni romanı gibi, ülkeye dönüş teması üzerine kurulmuştu (roman 2010’da İnsan Kaynakları Müdürü adıyla Eran Riklis tarafından beyazperdeye de uyarlandı). Azat Edilmiş Gelin romanı ise kahramanı Oryantalist bir üniversite profesörü olduğu için dikkat çekicidir.

A. B. Yehoshua, Amos Oz ve David Grossman üçlüsü İsrail edebiyatının “üç tenoru” diye anılıyor. Bu üç yazar yıllarca ülkelerindeki muhafazakâr–milliyetçi hamasetin karşısında durdular. İsrail’in 1967’den sonraki işgalciliğine ses yükselttiler, hükümetlerini sertçe eleştirdiler. Gelgelelim, sağ ve sığ çevreler her ülkede aynı: Barışı destekleyen yazarların “hain” ilan edilmesi çok sürmedi. “Yabancı güçler”e hizmet etmekle bile suçlandılar.

2010’da, Mavi Marmara baskınının ardından Kitap Zamanı için bir dosya hazırlamıştık. Kitap ekinin o sayısına İsrail’in önde gelen yazarları (Yehoshua, Oz ve Grossman dâhil) kısa söyleşilerle katıldılar. (Yehoshua ile bir anım da var: Kendisiyle telefonda söyleşi yaptıktan sonra ses kayıt cihazının çalışmadığını fark ettim. Ertesi gün yazarı yeniden aradım ve hiç sitem etmeden 25 dakikalık söyleşideki cevaplarını neredeyse kelimesi kelimesine tekrarladı!)

Zaman arşivi silindiği için o dosyadan bazı cümleleri anımsatmakta yarar var:
Amos Oz: “Bence hükümetim gemi baskını konusunda ciddi bir hata yaptı. Abluka Gazze sorununu çözmek için yanlış bir yöntem. En başından beri ablukaya karşı çıktım.”

A. B. Yehoshua: “Mavi Marmara olayı çok rahatsız edici. Bu olay konusunda hükümetimizi çok eleştiriyoruz.”

David Grossman: “Hiçbir açıklama burada işlenen suçu haklı çıkartamaz ya da aklayamaz, hiçbir mazeret hükümetin ve ordunun aptalca eylemlerini örtbas edemez.”

Etgar Keret: “Bir yere varmanın tek yolu diyalogdur, liderlerin söylemlerindeki şiddet ve tehditler değil.”

Avrum Burg: “Dinleyin Başbakan Erdoğan ve Netanyahu! Sizi, bizi siyasi çıkarlarınız için yakasınız diye seçmedik.”

Ülkenin sığ hamasetle çalkalandığı o günlerde yapılacak en iyi şeyin, içi boş laflar yerine, İsrail’i kendi yazarlarının ağzından dinlemek olduğunu düşünmüştük. Dosya yayımlandıktan sonra ne mi oldu? Kendini “İslamcı” diye tanımlayan birtakım okuryazardan hakaretler işittik. Bir ülkenin saygın edebiyatçılarına söz hakkı verdiğimiz için “İsrail uşağı” olmuştuk — o günlerin yükselen siyasi söylemi bunu gerektiriyordu.

Birkaç gün önce, o dönemde (ve sonrasında) mangalda kül bırakmayan tayfadan birinin sözlerine rastladım: İsrail’le uzlaşan reisini alkışlıyordu.

A. B. Yehoshua’nın son romanı bana bunları ve Süleyman Nazif’in sözünü hatırlattı: “Cenâb-ı Hak hayâyı yüzlerinden tırnakla kazıtmış.”

* The Extra, A. B. Yehoshua, Tr.: Stuart Schoffman, Houghton Mifflin Harcourt, 2016

[email protected]

1 yorum

  1. Dünyaya birakilan dürüst ve bariscil cevaplar, ahirette gülümseyeb bir yüz olarak karsilarina cikacaktir.

Bir cevap bırak