RÖPORTAJ: Ahmet Emre

Son günlerde müzik dünyasında Kalben fırtınası esiyor. Şarkıları dilden dile, kulaktan kulağa yayılıyor. İlk kez bir müzik platformunda keşfedilen ve kendisi ile aynı adı taşıyan albümüyle iyi bir çıkış yapan müzisyenle hikayesini konuştuk. En az şarkı sözleri kadar duyarlı ve samimi konuşan bir sanatçı vardı karşımızda.

Müzikseverler Kalben adını ilk kez “dünyanın en büyük müzik keşfetme platformu olarak tanımlanan ‘Sofar’ın yayımladığı bir videoyla duydu. Peki ya öncesi? Müzik, hayatınıza nasıl girdi ve nasıl devam etti?
Geçmiş zamanlardan geliyor sevgim müziğe, ta çocukluktan. Ailemin de katkısıyla müzikle dostluğum 8 yaşındayken başladı, 14 yaşında bir gitarım oldu. Sonra kâh kendime, kâh ailemdekilere, kâh okul arkadaşlarıma çaldım kendi şarkılarımı, hoşuma giden şarkıları. Seneler içinde para kazanmak için, çalışma hayatının yorucu temposundan kaçmak için de müzik yaptım.

Önce bir alışveriş merkezinin otoparkı, soudcloud, sofar ve son olarak albüm. İlginç bir yolculuk…
Bu yolları ben seçmedim. Yollarla birlikte şekillendim, büyüdüm ve öğrenerek yeni yollar buldum hayatta. Müziği duyurmak değil, içimden geldiği gibi çalıp söylemek ve sevgiyi paylaşmak vardı daha ziyade kalbimde.

Daha albümünüz olmadan size karşı böyle bir ilgi olacağını bekliyor muydunuz?
Sevilmek arzusunda, aşkta ve dostlukta buluştuğumuz için çok mutluyum. Ancak bir şeyleri önceden beklemek, çok büyük idealler uğrunda büyük adımlar atmak, öz mutluluğu başarı kavramına kurban etmek bana göre değil. Beklemiyordum.

Gösterilen ilgide popüler müziğin tekdüze kalışının etkisi de var mı?
İnsanlara doğrudan ve kendi içinde net hikayeler anlattıysam ve onlar da bu hikayeleri dinleyip hissedip bana kıymetlerinden verdilerse, ne mutlu. Çok değerli müzisyenlerin kaleminde, sesinde ismimi görmek, duymak heyecanlandırıyor ve de yürüdüğüm yolun aydınlanmasını sağlıyor. Tekdüzelik, sadece müzikte olabilecek bir durum değil. Ağaçlar, çiçekler ve kuşlar gidince, karanlık çökünce, para için insan insana ihanet edince ve gücü var edenler birbirlerine düşman kesilince hayatlarımız tekdüze bir korku ve yalnızlığın içine sürükleniyor.

İlginç olan bir şey var. Sizi dinleyenler hemen sahipleniyor ve kıskanmaya başlıyor. Kimseyle paylaşmak istemiyor. Bu bir müzisyen için zor ve garip bir durum değil mi?
Şarkıları dinleyen insanların deneyimlerine müdahale etmeyi seçmiyorum. İsteyen paylaşabilir, isteyen kızabilir, isteyen ana akım olduğumu düşünerek beni dinlemeyi bırakabilir. İsteyen albümle tanıyıp kucaklayabilir. İsteyen her gece odasında dinler ama konserlere gelmez. Önemli olan bir duygunun, fikrin böyle içten yayılıyor olması.

İNSANLAR, YOLLAR, AĞAÇLAR VAR ALBÜMDE
Gelelim albüme. Şarkılar bir hikayenin farklı bölümleri gibi. Bir nevi  otobiyografiniz. Hayatınızın hangi çağlarını kapsıyor?
Yaşamaya şu yaşta başladım diyemiyorum ancak işte o yaştan, bugüne kadar insanlar, yollar, ağaçlar var albümde. Şiirler var, şarkılar var. Büyük müzisyenler var, hiç dinlenilmemiş müzisyenler var. Eski dostlar var, yeni kardeşlikler var. Aşk var, yuvam var, Ali’m (nişanlısı) var. Sınırlandıramıyorum.

Sanırım yalnız ve hüzünlü bir çocukmuşsunuz. Ama karşımda hayatı seven neşeli ve hala çocuk kalmak isteyen biri var…
Her çocuk yalnız ve hüzünlü olabilir bazen. Ama dünyayı merak etmeyi, sevmeyi ve de gerçekleri olduğu gibi görüp onlarla oynamayı da elden bırakmaz. Nitekim, ben de her çocuk gibi bir çocuktum. Belki daha az sosyalleşebiliyordum ya da ailevi sorunlarım vardı bazı hanelerde olmayan. Ama herkesin hayatı aşağı yukarı benzer odalarda, evlerde ve yerlerde yaşanıyor işte. Birbirimizden çok da farklı olduğumuzu düşünmüyorum, sosyo-ekonomik faktörlerden soyunursak. Çocuk kalmayı da bir tık açmak lazım, çocuklar gibi net, dürüst ve dolaysız olma çabam ölene dek sürecek.

kal

Bir atölyem olsun, masa sandalye yapabileyim 

Konuşurken kırk yıllık arkadaşınızla muhabbet ediyor gibi oluyorsunuz ama sahnede bir anda işler değişiyor. Bir anda başka bir kadın çıkıveriyor karşımıza… 
İnsanlık hallerinden nasipleniyorum gün içinde diyelim (Gülüyor)

Bugüne kadar müzik dışında senaristlik, yazarlık ve reklamcılık yapmışsınız. Bunları yaparken müziğe haksızlık ettiğinizi düşündünüz mü?
Hayır, hiç düşünmedim ve hala da düşünmeyerek hepsinden ara ara tat almaya devam ediyorum. İnsanın esas bir işi, mesleği olabilir ama bu yapabileceklerini sınırlandırmaz. Zaman ve fırsat buldukça yapabildiğimiz her şeyi yapmamız, yaşamakla ilgili. Bir atölyem olsun da masa, sandalye yapabileyim diye dört gözle bekliyorum misal senelerdir. Dilerim çaylak da olsam, marangozluk yapacak durumum olur.

Bugünlerde neredeyse her gün bir konser veriyorsunuz. Bu tempo sizi yormuyor mu? Kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?
Severek müzik yapıyorum, ekibim de bana destek veren ve müziği güzelleştirmek için çalışan canlardan meydana geliyor. Dinleyiciler, (ki bence katılımcı demek daha doğru çünkü öyle aktif ve heyecanlı bir dinleyicimiz var ki) dostlar, arkadaşlar, yakınlar bana ve bize. Yaşın, kültürün ya da cinsiyetin ayırmadığı bir yerdeyiz hep birlikte.

Çocuklar ölüm içinde büyüyüp gidiyor 

Kalben heybesini nasıl dolduruyor. Kimleri okuyup, kimleri dinliyor?
Son günlerde “Ann Wants to Dance” şarkısına takıldık ekipçe, bir de Gorillaz’a. Ben de Lhasa De Sela dinliyorum bol bol, Berkant Ali keşfedip yeni yeni isimler dinletiyor ama isimleri ezberleyemedim henüz. (Gülüyor) Son günlerde Leyla Erbil “Gecede” kitabını okuyorum.

Okuyan düşünen ve sözü olan  bir müzisyen Kalben. Ülkenin hali malum. Sizi en çok neler üzüyor?
Ben Ege’de büyüdüm. Zili çalıp eve girilen, kapıları kitlenmeden yatılan, veresiye kültürünün takasa çoktan döndüğü, sınıf ayrımcılığının olmadığı, insanların giydikleri ceketin kalıbına göre değil, kalplerine göre değerlendirildiği bir yerde büyüdüm. Benim büyüdüğüm yerlerde misafirperverlikle dostluk karışmıştır birbirine. Teklifsizlik vardır ve bu da bir nebze rahatlık getirir insanlara. Pencereden kafa uzatıp günaydın derler. Korkmadan… Şanslıyım ben. Ailemden ve çevremden yanlışa yanlış demeyi, kendimi dinlemeyi, istemediğim ve huzur bulmadığım işlerden kaçmayı öğrendim. Beni en çok üzen, çocukların pek bir şey öğrenemedikleri bir dünyada yaşıyor olmaları. Terör, saldırılar, kan, ölüm, yalnızlık, dehşet, ayrımcılık, nefret söylemleri, kurbanlık, vicdan azabı, eşitsizlik, özgürlüksüzlük içinde büyüyüp gidiyorlar. Ölüyorlar. Yok oluyorlar. Arkalarından isimleriyle ağıt bile yakamıyoruz. Daha fazla eşitlik için bağıra çağıra şarkı söylemeye ve insanları sevmeye devam edeceğim.

Müzik ya da hayat adına en büyük hayaliniz nedir?
Bir gün benim yaptığım sandalyede oturan sevdiğimi izlerken eski günlerden bir şarkıyı dinleyip gülmek ve kapımızın çalması.

Paylaş

Yorum yok

Bir cevap bırak