A. YAVUZ ALTUN

Daha önce pek çok kitabı dilimize kazandırılan Kurt Vonnegut’un Kör Nişancı romanı ilk kez Türkçede. Amerikan edebiyatının sivri dilli yazarının zamanı altüst eden anlatım tekniği, bu romanda da okurun kafasını karıştırmaya hazır.

kitap11İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa’da savaşmış, Almanlara esir düşmüş, ardından Dresden’i bombalayan Amerikan uçaklarının hedefi olmuş, şans eseri kurtulup ülkesine dönmüş, bolca

Mark Twain, Bernard Shaw, George Orwell ve Aldous Huxley okumuş, Ortabatı (midwest) eyaleti Ohio’da doğup büyümüş, Alman soyadlı bir Amerikalı roman yazacak olsa nasıl yazardı? Bu sorunun cevabı, “Kurt Vonnegut gibi yazardı.” olmalı herhalde.

Kör Nişancı (Deadeye Dick) ilk kez Türkçeye çevrilen bir roman ama Vonnegut’un daha önceki romanlarını okuyanlar, muhtemelen bu satırların yazarının ancak tek kişi olabileceğini hissedeceklerdir. Kendinden ve yaşadığı yerden nefret eden, insanlar hakkında alabildiğine karamsar düşüncelere sahip, başından geçen olaylarda hep ‘madalyonun öteki tarafında’ kalan, huysuzca, gelişigüzel ve daldan dala atlayan bir biçimde nakledilen hikâyelerin anlatıcısı Vonnegut. Ama bu alışılmadık derecede ‘sokak ağzı’ (Ortabatı üslubu belki?) satırların arasına serpiştirdiği ustaca göndermelerle insanlığın hikâyesinin aslında bir bütün olduğunu da gösteriyor.

Hamile bir kadını kazara vurduğu için adı Midland City’de (Vonnegut’un Şampiyonların Kahvaltısı’nda da kullandığı hayalî şehir) ‘Kör Nişancı’ya çıkan Rudolph ‘Rudy’ Waltz, hayatı ikiye ayırıyor: Bir hikâye ve sonrasında gelen bazen uzun, bazen kısa bir epilog. İnsanlar, Rudy’ye göre, hayatlarında yakaladıkları istisnai bir başarıyla hikâyelerini elde ediyorlar ve sonraki hayatları, ölüme kadar süren bir epiloga dönüşüyor. Söz gelimi babası (ressam) Otto Waltz’un hikâyesi, Rudy hamile kadını kazara öldürdüğünde onun suçunu üstlenmekle bitiyor aslında. Ama geriye kalan uzun sürede ölümünü beklemekten başka bir şey yapmıyor.

Annesi de, Rudy’ye göre diğer bütün Amerikan kadınları gibi, çocukları (radyo yayıncısı) Felix ve Rudy’yi doğurduğunda tamamlanan bir hikâyeye sahip. Amerika Birleşik Devletleri de, İkinci Dünya Savaşı’nda atom bombasına sahip olup bütün dünyayı dize getirdiğinde hikâyesini tamamlamış durumda. Rudy’nin hayata dair karamsarlığı bununla sınırlı değil elbette, Midland City’de nötron bombası patlayıp da bütün şehir yok olduğunda aslında bunun Amerika’nın bir deneyi olduğunu ve yok olduğunda kimsenin ‘merak etmeyeceği’ bir yer olan Midland City’yi seçtiğini savunuyor.

Mezbaha No. 5 romanında gördüğümüz savaşların insanlığın asıl trajedisi olduğuna dair görüş, Kör Nişancı’da da tekrarlanıyor. Hamile eşi öldürülen adam, asıl suçlunun o silahı üreten ve bir insanın eline veren kişi olduğunu haykırıyor polislere. Ama polisler daha ziyade alaya aldıkları Rudy’yi mürekkebe bulayıp işlediği suçu alnından çıkmayacak bir lekeye dönüştürmekle meşgul oluyorlar. Burası da işte ‘madalyonun öteki tarafı’. Nazilerin kötülüğü karşısında eşdeğer tuttuğu Dresden’in bombalanması gibi…

Kurt Vonnegut’un zamanı altüst eden, zincirlerini koparan anlatım tekniği, burada da okurun kafasını karıştırmaya hazır. Romanları, üslubuna alışkın olmayan okuyucu için karmakarışık bir anekdot yığınına çeviren bu tempolu anlatım biçimi, romanın merkezinden hiç kopmadan, yani merkezdeki hikâyede vermek istediği duyguyu hep ön planda tutarak, bir çeşit ‘kıssa’lar geçidine de imkân tanıyor.

Nihayet, sürpriz olmayacak bir biçimde Haiti’de bir otelde son buluyor Rudy Waltz’un macerası. ‘Tarihteki tek başarılı köle ayaklanmasının yaşandığı’ Haiti’de kendi ‘epilog’unu yaşıyor. Çünkü onun hikâyesi de, Midland City’de ‘Kör Nişancı’ olarak nam saldıktan sonra, bir cenaze merasimi sırasında Peder’in onu ‘oyun yazarı’ olarak cemaate kabul ettirmesiyle son buluyor.

Ama Vonnegut okura, Midland City’deki herkesin şarlatan olduğunu; ne Otto Waltz’un bir ressam, ne Felix Waltz’un iyi bir radyo yayıncısı ne de Rudy Waltz’un iyi bir oyun yazarı olduğunu bir karakterin ağzından dinlettirerek makarayı başa sarmayı başarıyor.

Paylaş

Yorum yok

Bir cevap bırak