Mü’minlerin, Allah ve Resûlü nezdindeki makamları, Onlara olan sevgileri nisbetindedir. Kim Allah ve Resûlü’ne daha çok muhabbet besliyorsa o kadar çok kurbiyete mazhar olacaktır. Cenâb-ı Hakk’ın rızası, O’na olan kurbiyet ile doğru orantılıdır. İnsan, O’na yakınlığı nisbetinde rızasına mazhar olacak, rahmetinden, inayetinden ve ihsanından ümitvar yaşayacaktır. O’na uzak olanlar ise –Allah korusun- o nisbette rızadan, ihsandan, rahmet ve inayetten uzak kalacaklardır.
Cenâb-ı Hakk’ın inayeti de, rızası ile mütenasiptir. O’nun rızasını kazanmaya muvaffak olan, inayetine, keremine, nusretine ve ihsanına da mazhardır. Allah, böyle bir bahtiyarın işleyen eli, yürüyen ayağı, gören gözü ve her hususta yardımcısı olur. Her mü’min Cenâb-ı Hakk’ın inayet ve keremini kalbî hamulesine, muhabbetinin derecesine, Allah’a karşı alakasına cevap olarak değerlendirmelidir. Bir taraftan da, Allah’ın rızasını, yardımını netice veren en yüksek, samimi muhabbeti elde etmeye çalışmalıdır. Var olan mesafeyi kapatmak için Allah’tan tevfikini ve inayetini dilemeli, ciddi bir gayretle O’nun yolunda koşmalıdır.
Biz, Rabbimiz’i ve Efendiler Efendisi Hazret-i Muhammed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) tanıdığımız, takdir edip yolunda olduğumuz ve muhabbetiyle dolup-taştığımız nisbette kemâle ereriz. Bunu da kâmil insan olabilmenin gerek-şartı kabul ederiz.

O’nu görüyormuş gibi kulluk yapmak
Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarına, keremine ve ihsanına mazhariyet, bizim de ihsan üzere yaşamamızı gerektirir. Bizim ihsanımız, O’nu görüyormuş gibi kulluk yapmak, Efendimiz elimizden tutmuşcasına peşi sıra gitmek ve hiç şaşırmadan yolunu takip etmektir. Allah bize ihsanlarda bulunuyorsa, bizden fikrimizle, kalbimizle, bedenimizle ve ruhumuzla yapacağımız şuurlu bir şükür bekliyor demektir. Bu da her şeyimizle O’na koşmak ve dur durak bilmeden Resûlü’nün peşinde gitmekle mümkündür. Saymakla bitiremeyeceğimiz lütuf ve keremlere Nebiler Serveri’nin izinden giderek mukabele etmezsek, haybet ve hüsrana uğrarız. Koşarız, terleriz, yoruluruz belki ama arzuladığımız neticeyi elde edemeyiz.
Öyleyse Mü’minler olarak birinci işimiz Hazret-i Muhammed’i (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) çok iyi tanımak, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’ı çok iyi bilmek, Allah hakkında tam ve sağlam bir ma’rifet elde etmektir. Allah’ı, Resûlullah’ı ve Kitabullah’ı hakkıyla sevebilmenin yolu da budur.
Sevenler tanıyanlardır. Allah aşkı ve muhabbetiyle, ölümü bir “terhis tezkeresi” kabul edenler, onu “yolda bulunmuş inci”ye benzetenler, “Resûl-i Ekrem’in huzuruna ne zaman varacağım?” diye burunlarının kemikleri sızlarcasına vuslat anını bekleyenler, O’nları hakkıyla tanıyan ve bilenlerdir.

Paylaş

Yorum yok

Bir cevap bırak