‘Türkçe bizden hoşnut olsun’ – Can Bahadır Yüce – OKUMA GÜNLÜĞÜ

Türkçenin en güzel mektup derlemesi sorulsa, ilk akla gelecek kitaplardan biri Ziya’ya Mektuplar. Cahit Sıtkı’nın dostu Ziya Osman Saba’ya 16 yıl boyunca yazdıkları imrenilesi bir dostluğun kâğıda dökülüşünden ibaret değildir: Edebiyat tarihine tanıklık, şiiri dünyanın merkezine koyma cesareti ve hayata iştahla sarılmanın coşkusu vardır o mektuplarda. 1957’deki ilk baskısının ardından Ziya’ya Mektuplar 2001’de Varlık, 2007’de Can Yayınları’nca okura sunulmuştu. Şimdi 60. ölüm yıldönümünde şairin iki kitabıyla (Evime ve Nihal’e Mektuplar, Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar) birlikte yeniden yayımlanıyor.

1928-29 ders yılının başlarında Galatasaray Lisesi’nde Ziya Osman’ın, az kesik bir sesle Lamartine’den şiir okuyan çocuğa dönüp bakması edebiyat tarihimizin unutulmaz karşılaşma anlarındandır. Şiiri okuyan çocuk Cahit Sıtkı’dır ve o gün o sınıfta benzerine az rastlanır bir dostluk başlamıştır (eşsiz yatılı okul dostlukları!). Bir ipe tutunur gibi edebiyata beraber bağlanış sayesinde filizlenen o katıksız dostluk kitaptaki bir mektupta tarifini buluyor: “…senin edebi mukadderatını kendi edebi mukadderatımdan ayırt etmediğim için…” Diyarbakır’dan gelmiş çekingen Cahit Sıtkı’nın Ziya Osman’ı bir kılavuz, bir kurtarıcı olarak gördüğünü de mektuplardan anlamak mümkün: “Hayata her dönüşüm biraz da senin eserin olmuştur.”

Ziya’ya Mektuplar’a cazibesini veren, biraz da, en çok genç şairlere yakışan o hayata dört elle sarılış: “Ziyacığım, hayatı sevmekle geçiyor ömrüm…” diyor Cahit Sıtkı. Bu yaşama iştahına henüz yolun başında olmanın uçarılığı ekleniyor: “Önümüzde daha lâakal yirmi sene var. Çalış, Ziyacığım, çalış!”

Cahit Sıtkı’nın hayatının merkezinde şiir vardı. Arkadaşına, “Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir, fikrisabitimiz olmalı, bizi tımarhanelik edebilmelidir.” diye yazarken mübalağa etmiyordu. Onun şiir tutkusunda iki şey dikkati çeker: Kuşak ve dil bilinci. Erken yaşta kuşak dayanışmasıyla hareket etmek belki o dönem şairlerinin talihiydi. “İnşallah sütü bozuk birisi çıkmaz da, Türk edebiyatında en efendi nesil olmak pâyesini ihraz ederiz.” yazıyor Cahit Sıtkı. Dile inancı ise her şeyin ötesinde: “Elimde Türkçe gibi güzel bir silahım var. (…) Türkçe bizden hoşnut olsun. Gerisi kolaydır.” Türkçeyi bunca sevmiş şairin son yıllarında konuşma yetisini kaybedip anadilinin kelimelerini baştan öğrenmeye çalışması kadar acı az şey vardır. (Cahit Sıtkı’nın yeniden öğrendiği ilk kelime “anne”ymiş.)

Ziya’ya Mektuplar ile eşzamanlı yayımlanan Evime ve Nihal’e Mektuplar’da (Can Yayınları) ise okur başka bir Cahit Sıtkı bulacak. Hayatın sıcaklığının geçmediği, yapmacıklı bir şairanelik içeren bu mektuplar daha çok edebiyat tarihçilerini ilgilendiriyor. Kitabın yayına hazırlanış biçimi de okumayı güçleştiriyor: Mektuplarda geçen okullar, şehirler, kişiler hakkında açıklayıcı dipnotlar verilmeliydi. Cahit Sıtkı’yı yeterince tanımayan okur için kitap pek anlam ifade etmeyecektir.

Ziya’ya Mektuplar yıllardır, şehirden şehre, yarı göçebe hayatımda yanımdan ayırmadığım kitaplardan biri oldu. Belli kitaplara arada dönmek bakışı berraklaştırır: Şimdi yeniden sayfalarında dolaşırken, Cahit Sıtkı’nın daha önce dikkatimi çekmeyen bir cümlesinde durakalıyorum: “Türkiye’ye dönmekten ümit kesmemeye çalışıyoruz.” Buruk gülümsüyorum.

ctaranci

 

ZİYA’YA MEKTUPLAR
Cahit Sıtkı Tarancı
CAN YAYINLARI
296 SAYFA / 23 TL

 

 

 

[email protected]

 

Paylaş

Yorum yok

Bir cevap bırak